S T A T I C ™
HONDA CBR
FOTO ALBÜM
TEKNOLOJİ
MAKALELER
Giriş Yap
GÜNÜN SÖZÜ
ONLINE
Şu anda 1 konuk çevrimiçiANKET
Bağlantılarım
|
AŞK Genelde insanlar şöyle düşünürler… Adam, altına son model, güçlü, süratli bir motor çekip kadınların hayranlığını ve ilgisini üzerine toplar. Bu yüzden “ ah abi şöyle bir motorum olsaydı şimdi ne kadınları götürürdüm ben “ diye akıllarından geçirirler. Ama kadınları gerçek anlamda aşık etmenin aslında motorla bir ilgisi yoktur. Motor kendisini kullanan bilinçli, aklı selim bir insana çok değerli bir yaşam tarzı armağan eder, bilgelik verir, öğrenmenin sonsuzluğunun bilincindedir. En önemlisi motor özgürlüğün ve yalnızlığın adıdır ve çok iyi bilir ki ölüm her an yanı başındadır. Bu motor kullanana apayrı bir derinlik verir. Sıcak odada, masa başında, tv karşısında oturmak yerine iki tekerin üstüne uzanıp bir bilinmeyene kucak açan motorcu, cesaretli ve korkusuzdur, o modern zamanların bir şövalyesidir, hangi kadın bir şövalyeye aşık olmaz ki? Bütün bu masalsı yaşam, motorcunun doğallıkla, ofisine, hastahanesine, birliğine,fabrikasına, dairesine yansır.Duvarcı ustasıyla, overlokçuyla, son ütücüyle, odacısıyla, ofis boyla, hastabakıcıyla, hademeyle, çay getiren eriyle, akşam birlikte nöbete kaldığı Domaniç’li çavuşuyla, muhasebecisiyle, kapıda bekleyen güvenlikle inanılmaz bir iletişim kurar..Bu sıcaklık sonucunda hayatı daha çok sever, kendini daha güçlü ve huzurlu hisseder. SEVGİLİ Bilinenin aksine, Gerçek Bir Motorcu motorla birlikte sevgilisine sıkı bir aşk veremez. Gerçek bir motorcu ardında sevgililerini bırakarak, aşklarını tüketerek, evliliklerini bitirerek, arkadaşlarını yitirerek kısacası bir dibe vurarak motoruna erişmiştir... Bir müminin kutsal topraklara varması ya da saçlarını kazıtan budist rahip gibi yaşamı geride bırakması ve yeni bir hayata adım atmasıdır. Motor bir başlangıç değil, her zaman bir sondur. Bütün acılara, bütün hayal kırıklıklarına, bütün bildik aşk oyunlarına, bütün yalanlara, iki yüzlülüklere, kandırılmalara doymuştur. Gerçek motorcu yorgundur, kırgındır, hayata artık bir yabancıdır. Tutunamayandır. Çok iyi bilir ki, yeni başlayan ve yüreğini alev alev yakan, soluğunu kesen , damarlarına sımsıcacık yayılmış bir aşk, kendisini gençleştiren cıvıl cıvıl bir sevgilinin mutluluğuyla motor bir arada yürümez. Motor tatlı hayalleri, bir ilişkinin başlangıcını ve bitişini asla affetmez. Gerçek motorcu her an huzur içinde olmalı, kendi bütünlüğünü korumalı, hayata dair içindeki bütün o sonsuz hesaplaşmaları bitirmelidir. İşte bu yüzden gerçek bir motorcu, uzun yıllar motora sağlam binebilme ve varolabilme adına önce gönül işlerini halleder, hayatının tek kadınını/sevgilisini bulur, bulamaz evlenir ya da evlenemez veya bir yalnızlığı kaderi olarak seçer... Pratik düşünce der ki “ motorcu da kendi gibi motoru seven, onu her yönüyle tanıyan, ona tutkuyla bağlanmış bir kadınla evlensin, hayattaki sonsuz mutluluğu ve huzuru yakalasın...” Ama gerçekte – tek tük istisnaların dışında – bunun pek bir mümkünü yoktur.Motor denen alet, doğası gereği yalnızlığın , alıp başını çekip uzaklara gitmenin adıdır. Gerçek motorcu, nice hayal kırıklıklarının, çıkışsızlıkların, yenilen darbelerin, yalanların, savaşların, tükenen aşkların, giden o güzel doğru kızların, yapılan yanlışların, geri dönüşsüzlüklerin ardından motorunu ve yalnızlığını bulmuştur. Ruhların TEM’inde hayata dair son çıkış motordur. Artık motorcu, konuşmayı değil susmayı, bakmayı değil görmeyi ister. Uzun bir yolda giderken, kendini motoruna taşıyan süreci, seçiminde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha yaşar, mavi gökyüzü, solukça parlayan güneş, yanından geriye doğru hızla kayıp giden buğday tarlaları, bir ağaç gölgesi altına sığınmış küçük bir sürü, rüzgarın kaskında sanki fırtınalı bir gecesiymişçesine uğuldayışı onu mutlu eder, yalnızlığına bir kez daha sarılır. Motorcunun erkeği de kadını da yalnızdır. Bu sevip sevmeme meselesi değildir. Apayrı, benzersiz bir ruh halidir. İki motorcu çift bir araya gelse bile bu gerçek değişmez, bu defa bir yalnızlığı birlikte bölüşmeye başlar, kendi içlerindeki yalnızlıkla yol alırlar. Eğer kapıda bekleyen bir motoru varsa gün boyu patronun attığı fırçaları, dağlar gibi yığılmış evrakları, alacaklılardan gelen telefonları, kapının önünde uzayıp giden hasta kuyruklarını, şantiye sahasında ustalarla boğuşmayı, bankalardan kredi koparma uğraşını pek umursamaz. O canla başla çalışmaya, günlük görevlerini tamamlamaya bakar...Çünkü akşam motorunun üstüne binip, marşa bastığında bütün bu sıkıntıları unutacağını bilir. Bu yüzden mümkün olduğu kadar, işe motoru ile gitmeye çalışır. Motorunun beynini boşalttığını, damarlarına yeni bir soluk üfürdüğünü, kısacası yenilendiğini, işe bir gün daha dayanabilecek gücü kendisine verdiğini bilir. Ve bir motorcu sabahları sadece işe gitmek için değil, motora binmek için de uyanır.
SPOR Koşu bandı, halı saha maçı, parklarda akşam yürüyüşleri gibi faaliyetler bir motorcuya pek bir anlam ifade etmez. O her zaman motoruyla birlikte yaşadığı, ayaklığa alıp kaldırdığı, eliyle debriyaja-frene bastığı, gerektiğinde onu iterek götürdüğü, trafik sıkıştığında ayaklarından güç aldığı için daima formdadır daha doğrusu formda olmak zorundadır. Her ne kadar bazıları kilolu, biraz göbekli gibi görünse de kasları sıkı, pazıları şişkindir, etleri gevşememiştir. Bir yolculuktan döndüklerinde hissettikleri o günkü antrenmanlarını tamamlamış sporculardan farksızdır ama bütün bunları dört teker kullananlar ne yazık ki hiç bilemezler. PSİKOLOJİ |




